Ara 18

Londra: Modern Babylon

Yazar : Kategori : İngiltere

Cilt cilt kitaplar yazacak kadar gitmişliğim var Londra?ya. Kendimi evimde hissettiğim yegane şehirlerden biri orası. İlk ayak bastığım 1996 yılından itibaren hiç turistik atraksiyona katılmadan şehrin tadını çıkardım. Londra öyle bir bağımlılık yaptı ki bende, her 3 ayda bir oraya gitmek için her türlü çabayı sarf ediyorum.Londra hiç hareketi bitmeyen bir şehir. Tek başınıza bile sıkılmanızın imkanı yok. Keza ben çoğu Londra ziyaretimi tek başıma gerçekleştirdim ve günlerimin çoğunu tek başıma gezerek geçirdim.

Londra?da saymakla bitmeyecek bir sürü plan program var yapabileceğiniz:

  • National Gallery: Girişi ücretsiz olan ve sanat meraklılarının bütün günü geçirebileceği bir yer burası. Hemen yanında National Portrait Gallery var ve belli sergiler dışında oraya da giriş ücretsiz. Bu ücretsiz yorumunu özellikle belirtmek istedim çünkü Londra?da neredeyse her yere giriş ücreti var ve hepsi pahalı. O yüzden gitmeden giriş parası vermediğiniz yerleri bir not edin derim.
  • Tate Modern: Sürekli değişen ve yenilenen sergiler var burada. National Gallery?nin aksine ve adından da anlaşılacağı üzere modern sanatın sergilendiği, nehir kenarına kurulmuş bir galeri burası. En üst katındaki kafesinde bir kahve içip, güzel manzaranın tadını çıkarmayı da unutmayın.

  • Tower Bridge: Kartpostallarda gördüğünüz köprünün ta kendisi. Tower of London hemen yanı başında. Tower Bridge?den yürüyüp nehrin güneyine indikten sonra Shad Thames?e ulaşıyorsunuz. Burası bence Londra?nın çok farklı bir yüzü. O yüzden zamanınız varsa bir ziyaret edin derim.

  • London Eye: Londra o kadar düz bir şehir ki, şehri yukardan görmek çok eğlenceli. Başka yerde bu manzara yok, bilginize.

  • Hyde Park: Eğer 3-4 gününüz var ve şehrin tadını çıkarmak istiyorsanız kesin yapılması gerekenler listesinin başında parklarda piknik geliyor. Ama bu tamamen şansınıza bağlı çünkü yağmur yağdığında parkların pek bir anlamı kalmıyor. Benim favorim St James?s Park ama görmeden dönmeyelim derseniz Hyde Park?da bütün güzelliği ve hareketliliği ile sizi bekliyor. Pikniğe gitmeden önce nereden ne alalım derseniz iki durağınız var; Pret A Manger ya da EAT. Londra?nın her noktasındalar o yüzden adres vermeme gerek yok.

  • Covent Garden: Her an cıvıl cıvıl bir yer burası. İnsan yerinde duramıyor. Alışverişe gidin, yemeğe gidin, içki içmeye gidin. Candy Cake?de muffin yemeğe gidin, ama mutlaka gidin.

  • Fuel, Covent Garden?a gitmişken uğramanız gereken yerlerden biri. Hem meydanda yeri var hem de terasına çıkıp etrafı seyredebilirsiniz.
  • Oxford ve Regent Street: Londra?nın kalbi bu iki cadde alışveriş ve yemek yemek için ideal. Yalnız haftasonları çok kalabalık oluyor, bilginize. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim Top Shop Oxford Street göreceğiniz en güzel ve en büyük Top Shop mağazası. Vintage?dan tutunda özel koleksiyonlara kadar herşeyi sunuyor. Hiç bilmediğiniz bir Top Shop ile karşılaşmaya hazır olun.
  • Shoreditch: Vintage meraklıları burayı kaçırmasın. Haftasonları kurulan pazarı da kaçırmamanız adına tavsiyem Shoreditch ziyaretini haftasonu yapmanız.
  • Notting Hill: Filmini görmeyen yoktur eminim. Portobello pazarı Londra?nın ünlü pazarlarından. Vintage dükkanlar ve küçük butikler de burayı ayrı güzel kılıyor. Buradaki dükkanlarda 35 sterline Donna Karan elbise bulmuşluğum vardır.

  • Soho:  Barları, klüpleri ve çin yemeği sevenler için restaurantları ile ünlü Soho, Londra?nın olmazsa olmazları arasında. Carnaby Street?ten giriş yapıp daha sonra Soho?da kendinizi kaybetmenizi tavsiye ederim. Sakın görmeden dönmeyin, sakın.
  • Benim gibi İngiliz müziğini seviyorsanız o zaman Londra?nın pubları sizin için birebir. Benim favori publar listemin başında Angelic geliyor. Evet biliyorum bu isim size tanıdık geliyor ama inanın bizim Anjelique ile alakası yok. Angelic?e en kolay ulaşabileceğiniz metro istasyonu ?Angel?.
  • Bir diğer favori mekanım ise Shakespeare’s Head. Burası ile ilgili belirtilmesi gereken konu lezzetli pub yemekleri. Vejeteryan seçimleri de olduğu için gönül rahatlığı ile öneriyorum.

  • Bir diğer favorim de Leicester Square?de ki Chandos. Chandos benim öğrencilik günlerimin geçtiği pub olduğu için gönlümde ayrı bir yeri vardır. O yüzden çok kişisel bir tavsiye aslında. Happy hour a denk gelmeye çalışın, cüzdanınız bayram eder. Chandos, Pret A Manger?in tam karşısında.
  • Londra?da en sevdiğin restaurant neresi diye sorarsanız işte cevabım: Moro. Önerim bir şişe Rioja ve çeşit çeşit tapas. Burada Madonna?yı gördüğümü söylemeden geçemeyeceğim. Moro bulunması zor bir yerde. O yüzden gitmeden internet sitesinden detaylı tarif almakta fayda var.
  • En son keşiflerimden biri Hint yemeği severleri ilgilendiriyor. Time Out, Michelin Guide 2010, View London tarafından da tavsiye edilmiş RASA. Nefis Kerala mutfağı ile hizmet veren bir restaurant zinciri. Stoke Newington?da olduğu için direk metro ile gidemiyorsunuz ama Seven Sisters?dan taksi ile 10-15 GBP tutuyor. Arkadaş grubumuz çok kalabalık olduğu için menüde bulunan birçok yemekten tatma şansımız oldu. Hepsi birbirinden lezzetliydi. O kadar çok yedik ki tatlıya yer kalmadığı için bir tek tatlı menüsü hakkında bir yorum yapamayacağım.

  • Biraz bütçeyi aşalım güzel bir yemek yiyelim derseniz Jamie?s Italian?a bir uğrayın derim. Yemeklerine aşık olacaksınız, garanti ediyorum. Burası meşhur İngiliz aşçı Jamie Oliver?in restaurantı. Islington?daki yerini özellikle tavsiye ederim. Gitmeden bilmeniz gereken ise yemek için belli saat aralıkları olduğu. Yani bir masada en fazla 2 saat oturabiliyorsunuz. Daha fazla oturmak isterseniz sizi bar kısmında misafir ediyorlar.
  • Fransiz yemegi severler Le Sacre Coeur‘e bir uğrayın.

  • Yemek yediniz, içkinizi içtiniz artık dans etmek için hazırsınız. Canınızda salsa mı yapmak istiyor. O zaman 1996?dan beri favori mekanımız Bar Salsa.  Charing Cross yolu üzerinde çok merkezi bir yerde olan Bar Salsa?da yemek yiyebilir, ders alabilir ya da benim gibi kimseyi takmadan yerinizde salsa yapmaya çalışabilirsiniz. Kapıda uzun bir sıra olabilir. Bu nedenle biraz erken gitmekte fayda görüyorum.
  • Bir başka önerim özellikle müdavimleri için Buddha Bar. En yakın metro durağı Temple. Duraktan inince kalabalığa doğru ilerleyin.
  • Thames nehri üzerindeki barlar da kesin gidilmesi gereken yerler arasında.
  • The Hummingbird Bakery  : 2004 yılında Portobello Road?da açılan küçük tatlı dükkanı. Kendi deyişleri ile Fransız tatlıları ve süpermarket keklerine alternatif olarak açılmış. 2009?da Soho?da bir dükkan daha açmışlar ve önümüzdeki dönemde büyüme planı içindelermiş. Londra yollarında The Hummingbird Bakery?e rastlarsanız ve benim gibi tatlı delisiyseniz mutlaka uğrayıp birşeyler atıştırın. Brownieleri ile çok meşhur olduklarını belirtmek isterim. Ne yiyeceğinize karar veremezseniz en iyi seçim brownie olacaktır. Bu arada meraklısı için The Hummingbird Bakery yemek kitabı satışta. Amazon‘dan sipariş verebilirsiniz.

  •  Ollie & Nic: Çanta, cüzdan ve takı bulabileceğiniz çok şeker bir dükkan. Ben kendime bir iki parça birşey almakla kalmadım,Aslında bütün dükkanı satın almak istedim ama param yetmedi. Yolunuz düşerse bir göz atın derim. Ben Carnaby’de keşfettim ama Londra’da dört ayrı yerde mağazaları varmış. Alışveriş yaparken acıkanlar için mağazanın tam yanında Burger Co güzel bir seçenek. Ben falafel yedim çok lezzetliydi.

Eğer aranızda Londra?yı görmeyen varsa bundan sonraki ilk durağınız belli oldu. Buraya kadar Londra ilginizi çektiyse daha ayrıntılı Londra ile ilgili yazılarıma  burdan ulaşabilirsiniz.

Sözüme güvenin ve hemen Londra için bir adet ucuz uçak bileti edinin. Pişman olmayacaksınız.

Ve de benden de selam söylemeyi unutmayın aşkım Londra?ya..

?

Benzer Yazılar

Etiketler: ,

Yorum Bırakın